İran Notları 2*
Kum-İsfahan
Kum ile İsfahan arası geniş arazilerle dolu. Ekili yeşil alanlar var. Neden İran’ı bir tehdit olarak görüyorlar bu sorunun cevabını kendi adıma buldum. Hakim düzene karşı kendine ait , kendine has bir düzen kurduğu için…
-Yalnız kalamamaktan korkuyordum. Korktuğum başıma gelmedi. Yalnız kalabildiğim zamanların olması harika. Mesela şimdi, bu otobüs yolculuğunda… Otobüslerde cam kenarında akıp giden görüntülerle içine dönme imkanı bulunmaz bir nimet. Dinlenmek , inzivaya çekilmek, tefekkür etmek, değişmek, olmak gibi kelimelerin tanımı bu benim için…
Yol üzerinde, motosikletine oturmuş, elinde tuttuğu sopanın ucunda ne olduğunu anlayamadığım bir şey asılı, yol kenarında bekleyen bir yaşlı amca gördüm. Ne tutuyor anlayamadım ama son derece ilginç bir görüntüydü.
Gece yarısı İsfahan’a vardık. Şehrin içinde daralan yollardan… Otobüsümüze yola eğilen ağaçların dalları çarpıyordu…
İsfahan 25 Temmuz
İran bayrakları, ışıltılar, geniş rahat yollar, yeşil renk, ağaçlar, temizlik. İsfahan insanda gece olmasına rağmen güzellik ve ferahlık hissi uyandırıyor.
1.Gün
Pirozi Otel
İsfahan şiir gibi.
Nakş-ı Cihan ve diğer yerler.
Çiniler, turkuaz renk, Orta Asya mimarisi, Bursa; hatırlattıkları. Alman Michael bir köşede düşünüyor. Ne düşünüyor ?
-Mustafa Hoca kayboldu.
-Kum’un süslemelerinin geç bir tarihte sonradan olduğunu burada öğreniyorum. Neden Kum’da süslemelerin bende derin bir hayranlık uyandırmadığını böylelikle çözmüş oluyorum.
26 Temmuz
2. Gün
Her güzellik bir arada bulunmuyor. İsfahan’ın güzelliği ve diğer şeyler. İsfahan’da şarkılar, el ele tutuşan çiftler, renkler. Bir şarktan bahsedeceksek o şark burası.
İsfahan’ı uzun uzun yazmak gerek. Sonra da dedim ki İsfahan’ı uzun uzun solumak gerek. Ya da gözlerini kapayıp dinlemek, sokaklarında kaybolmak, Nakş-ı Cihan’da bir gece, kandillerin ışığında bir masal kahramanı gibi oturmak gerek.
28 Temmuz
Son gün
Güzel İsfahan’dan ayrılıyoruz. İnsan güzel şeylerin tam ortasındayken bir şey yazamıyor. (Bir güzellik karşısında tek yapabildiğimiz susmak ve ve o güzellik içimize aklımıza kalbimize daha iyi işlesin diye hiçbir harekete müsaade etmemek) Sadece temaşanın zevkini yaşamak istiyor olmalıyız. Yeşil ağaçlar, sokakların temizliği, akan sular, geniş şehir parkı… İsfahanî’ nin (أغاني ) si mutlaka burada ,bu bahçede yazılmış olmalı.
-Biz her yeni şehri, önceden gördüğümüz, kalbimizde yer edinmiş şehirlerle kıyaslıyoruz, Hafız’ın şiirlerine şaşmamak lazım ya da şarkın ışıltılı ve bir o kadar sade, kendine has havasından etkilenen seyyahların şark aşkına…
Fonda sarı binalar, ve ağaçların bu binalarla sonsuz uyumu. Yeşilin coşkusu daha fazla hissediliyor …احمد آباد ı gördüm.
/Lavaboların temizliğini unutmayacağım/
/Çay bardaklarına kadar her şey desenli,nakışlı/
Söğüt ağaçlarının dalları, kalbimin bir parçası İsfahan’da kaldı.
İsfahan’la Yezd arasında büyük kıraç dağlar var. Askeriyeyi bu dağların arasına kondurmuşlar, küçük köylerden geçiriyoruz, toprak evler, üzerleri alüminyum kaplı…
Dağlar ve yine dağlar. Fakat taştan, kıraç…
Hüzn Âbad حزن آباد
عفيف آباد Afif Âbad.
Çok güzel manzaralar var, dağların toz bulutları içinde yüzdüğünü hayal edin.
Âbadlar sıra sıra devam ediyor.
Selam Âbadسلام آباد
جهان آباد Cihan Âbad.
Yezd sınırlarına girdik, tabelada Yezd yazısını gördüm.
Âbadlar Şems Abad, Itr Abad şeklinde devam ediyor.
Yezd’de göreceğimiz yerler; Sessizlik Kuleleri, Yezidilerin Ateşgâhı, Garden ve Cuma Mescidi.
Yezd’de Cuma Mescidi.
Yüzünü çinilere döndüğünde ve gözlerini kapatıp kendini uğultunun dışında bıraktığında Bursa’da gibisin. Sonra gözlerini açıp, başını yana çevirince karşılaştığın sarı duvarlar Bursa rüyanı bitiriyor. Duvarlara vuran güneş, eyvanlara vuran gölge, havuzda da su olmalıydı ama yok. Rüzgarda eteklerinin bir tarafı uçuşan çadurlarıyla caminin avlusundan geçen siyah gölgeler, şiir seven bu görüntüyü de sever.
Şiraz
Hafız’ın şehri, camiler gül motifleriyle bezeli ve su sesi, gökyüzü masmavi, pürüzsüz, kuşlar yere inmiş, kuş cıvıltısı, havuzlar.
Vekil Camii’ndeki görevli içinde bahar geçen bir türkü söyledi sonra da su şişemi doldurdu.
Cıvıldayan kuşlar kanat dökmüş, iki tanesi havuz kenarına uçtu, ayaklarımın dibine… Alıp defterimin arasına koydum. Şiraz’dan götürebileceğim, Şiraz’ın bana verdiği en güzel ve değerli şey; bu iki kuş tüyü oldu benim için.
İnsanın dünyayı nakşetmesi bu.
Başını suya eğip, su yudumlayan serçeler sonra pırlayarak havalanıyor. İnsanlar kalabalıklaşınca görünmüyorlar. Şirazlı kadınlar geleneksel kıyafetler giyiyor; belki de Kaçar dedikleri kadınlardır. Pullu ve ışıklı kıyafetler.
Şiraz’dan ayrıldık.
من أز جهان دكرم (Men ez cihan diğerem.)
Şiraz’dan Tebriz’e…
Otobüs beklediğimiz esnada bir kız çocuğu annesine ‘’pul, pul’’ diye mızıldanıyordu. Sonra da sakız diyormuş gibi geldi. Biz bir sakız alabilmek için pul isteyen ,bunun için mızıldanan çocukların dünyasını kaybettik. Çantamdaki sakızdan çıkarıp çocuğa verdim.
…
Çölde ilerliyoruz.
Güneş batmaya durdu. Kum , bakır renginde, dağlar açık eflatun.
Çölün ortasında inin cinin top oynadığı bu yerde, sadece en gerekli şeyleri tedarik edebileceğiniz mekanlar var; oto tamirciler ve kıyafet satılan yerler; asker kıyafetlerine benzer kıyafetleri sergi yapıp asmışlar.
…
Yaklaşık 20-21 saatlik bir çöl yolculuğundan sonra Tebriz’deyiz. İran’da her şehrin kendine has bir atmosferi vardı. Tebriz’de Türkçe kelimeler duyuyorsunuz. Emir Camii şimdi Kur’ an ve kitap müzesi olarak kullanılıyor. Anadolu’daki camilerin mimarisine benziyor. Horasan tarafından uzaklaşınca camilerin mimarisi de değişti, sadelik hakim.
Tebriz’in büyük çarşısında sanki hep erkekler var. Yüzleri kavruk yaşlılar. Yabancılara pek alışık değil gibiler. Türklere benzedikleri için belki de.
…
Her şeyi turistik bir bakışla inceliyoruz. Sanki her şey bize yabancı. Ya da biz bu dünyaya yabancılaştık.
Sonra kumaşçıların olduğu bölümde kadınlar birden ortaya çıktılar.
‘’Ya Allah’’ diye yol açıyor çarşıda hamallar ve insanlar.
1 Ağustos 2018
Tebriz’den Van’a.
‘’Arada dalgalar vurup çarpıyor kalbime, bir an içinde. Sonra yine geri çekiliş.’’
Hoy/Bezirgan/Urumiye.
İran’ın son şehri Tebriz. İran bayrakları dışında Türkiye’nin bir parçası gibi; bizi götüren otobüste Türkçe şarkılar çalıyor.
Dağlar arasında; Ahmet Kaya: Vay anam…
Tebriz Van arası; sarı dağlar arasında yeşil vadiler, uzayıp giden bir nehir, nehrin kenarında çamaşır yıkayan kadınlar, keçi sürüleri, geçitler… İnsanın gözü, sarı, mavi ve yeşilden müteşekkil bir tablo karşısında.
Ve Van Gölü’nü gördüm.
*Mahalle Mektebi Dergisi 65. sayıda (Mayıs-Haziran 2022) yayımlanmıştır.